Galatasaray’da bir dönem yönetim kadrosunda görev alan Bülent Tulun ile randevumuz var bugün…
Bülent Tulun esasında ekranın da müdavimlerinden.
1992′den bu yana ekranlardan tanıdığımız Tulun,
Akmerkez’deki ofisinde sözleşiyoruz Bülent Tulun ile…
Uzun yıllardan bu yana Sarı-Kırmızı renklere olan sevdası bilinen Bülent Tulun ile sohbetimizde doğal olarak Galatasaray merkezli oluyor.
Galatatasaray’da yönetim kadrosunda yer aldığı zaman zarfında nelerle karşılaştığını soruyorum Tulun’a ilk olarak…”Zor ama güzel zamanlardı. Zor, çünkü maddi açıdan Galatasaray büyük sıkıntılar çekmekteydi. Buna rağmen şampiyonluk yaşadık. Gerçi 1992′de başlar benim Galatasaray yöneticiliğim. Ama son yaptığım görev rica edildi, kimse yoktu ortada. Haftada iki gün anca evimde kalabiliyordum. Vaktimin ciddi kısmını kulüp alıyordu.”
“MEKTEPLİ OLMAYAN BAŞKAN OLAMAZ TEZİ ÇÖKTÜ”
- Kulüp içinde öteden bu yana devam eden “Mektepli-Mektepsiz” tartışması neden kimi aralıklarla gündeme gelir? Galatasaraylı olmak için mektepli olmak önemli midir?
“Tabii ki bir etkendir. Ama Galatasaray yönetiminde bulunmuş birçok başkan mektepli değildir. Adnan Polat mektepli başkan değil evet, ama ilk ve tek değil. Yedek üyelikten gelip başkanlık yapmış olan birçok isim vardır. Ali Uras, Alp Yalman, Faruk Süren… Yedek üyelikten gelmelerinden dolayı yönetimi yakından takip eden, işin içinden, konulara vakıf bir donanımla başa geldiler. Son 6 başkanın 4′ü mektepli değildir.”
- Hagi’nin transfer edildiği dönemde siz kulüpteydiniz, neler yaşandığını bir de sizden dinlesek…
“Hagi’nin transferi gündeme geldiğinde, yaşının ilerlemiş oluşu bir antipati yarattı elbette. Bunun haricinde söylentiler çıktı. ‘Alkol tüketimi fazla’ dendi, ‘agresif, sorun çıkaran bir insan’ dendi… Faruk Bey (Süren) istikrarlı bir insandır, bu söylentilere kulak asmadan transferi gerçekleştirdi. Hagi kulübe geldi. Bırakın içkiyi, adam kola dahi içmiyor. Ama yaş konusu o dönem fazlasıyla konuşuldu. Popescu 30′unda geldi, Taffarel ise Galatasaray’a transfer olduğunda 32’sindeydi. Bunlar kendilerine iyi bakan sporculardı. Beslenmeleriyle, kondisyonlarıyla yaşlarına rağmen performanslarını korumuş insanlardı. Kulüp de bu transferlerinin karşılığını aldı. UEFA Kupası’nda yaşından dolayı eleştirilen isimlerin katkısını kim inkar edebilir?..”
“BİZ HANCIYIZ, MAL BİZİM!..”
- Siz bu ekibi oluştururken ileriye yönelik durumları göz önünde bulundurdunuz mu?…
“Bu hesaplanamaz bir şey. Futbolcunun kendi kalitesi ve adaptasyonu çok önemlidir. Bu adaptasyon takıma olduğu kadar ülkeye ve kültüre de uyumu kapsar. Benim görüşüm bize en yatkın futbolcular Balkan kökenlilerdi. O da yaprak sarması yiyor bizim futbolcu da. Ayranı biliyor hiç olmazsa. Buradan bir saatte evine memleketine gidebiliyor. Brezilyalı öyle değil. Buraya gelir, dilinizi bilmez. Ama Balkan ülkelerinde birçok ortak anlatım, kelime söz konusudur. Kültürel yakınlığımız yadsınamaz. Ve bize UEFA Kupası ve Süper Kupa’yı getiren bir aile olmak, aile bilincine erişebilmek, alt yapıdan gelen çocuklarımızla bu ustaları kaynaştırabilmektir.”
- Galatasaray’dan ayrılışınızda bir kırgınlık var mı?
“Yok, hayır kırgın değilim. Bir tanım vardır; yolcular ve hancılar… Biz hancıyız, mal bizim. Bu bir yaşam biçimidir bizde. Kırgın olmak gibi bir durumumuz söz konusu olamaz. Eğer çağrılırsak yeniden görevin başına geçeriz. Ama son dönemlerde çok yanlış bir düşünce var ortada. ‘Galatasaray yönetimi mekteplilerin ‘ diye. Yok öyle bir şey… Başkanlık konusunda olsun, diğer konularda olsun. Bu büyük bir yanılgı. Az evvel bahsettim. Son 6 başkanın 4′ü mektepli değil. Bu biraz da Galatasaray’ın tüzüğündeki bir iki maddeden dolayı bu şekilde anlaşılıyor. Üye alma öncelikleri vardır. A Grubu: Galatasaray Liseliler, B Grubu: üye eşi ve çocukları, C Grubu: Sporu Galatasaray’da bırakmış sporcular ve diğerleri…Şu an Galatasaray’ın kayda açık üyesi yüzde 48′i liseli, yüzde 52 ise liseli değil. Galatasaray’ın şu anki yönetiminde liseli olmayanlar 15 kişi, liseliler ise sadece 4 kişi.”

“BÜLENT’E GÖNDERİLEN MEKTUP DAHİ GERİ GELDİ”
- Kulübün eski oyuncularına karşı vefasızlığı bir gelenek haline getirme yolunda olduğuna katılıyor musunuz?
“Hayır, katılmıyorum… Biz oyuncularımıza jübile teklif ettiğimizde onlar futbol oynama devam kararı aldılar, transfer oldular. Yani biz onlara bu teklifi sunduk. Ama onlar geri çevirdi, top oynamak istediler. Bülent’e (Korkmaz) Özhan Canaydın’ın davetini ilettim. Milli maç kampına gidiyordu. kamptan geldi, ortalıktan kayboldu. Sonunda Başkan Canaydın, Bülent’e iadeli taahhütlü mektup yazdı, ‘Seninle görüşmek istiyorum’ diye. Ama mektup geri döndü. Belki ‘Gel menajerlik yap, altyapı da çalış’ diyecekti…”
“HAKAN’A OYNAMA DİYEMEZSİN!..”
- Hakan Şükür de yönetimin teklifini kabul etmedi, oynamak istedi…
“Hakan Şükür de ise durum daha farklı basından bildiğim kadarıyla. ‘Hakan, bu kulübün sembolüdür, canı ne kadar isterse oynar’ dendi, daha sonra kulüple yolları ayrıldı. Ergün olayında ise ‘Sana jübile yapalım’ dendi, o da ‘Ben top oynamak istiyorum’ dedi. ‘Ee oynama!’ diyemezsin… Metin Oktay, Can Bartu, Turgay Şeren zamanında vardı jübile. Ama artık herkesin kendi planları var. Ben en son Fatih Terim’in jübilesini hatırlıyorum.”

- Siz yönetimdeyken takımda oynatmak isteyip de alamadığınız, içinizde kalan isimler var mı?
“Robert Pires… O zamanlar Arsenal’de oynuyordu. Çok istedim, uğraştık, olmadı. Ailevi problemleri vardı. Geldi gitti, bayağı bir oyalandık. Ayrılmamdan iki hafta evvel Laurent Robert ile uğraşıyorduk. Benfica da oynuyordu o sıra… Yeni yönetim kendi adına transferler yapmak istedi. Carrusca alındı, o da bir sene kadar dolandı Galatasaray’da!.. Ondan sonra zorla Meksika da kiralık. Şu an Meksika liginde daha iki kere oynadı. O derece ciddi bir oyuncu (!).. Meksika Ligi, Türkiye Ligi’nin yanında nedir Allah aşkına? Geçen devre arasında maliyeti 4 ay için 1 milyon dolara gelen Ahmed Barusso transfer edildi, bir 45 dakika, bir de 17 dakika oynadı. İsmail Bouzid desen ayrı.. Bunlar hep hata. Bunları söylemek lazım. Bu hatalar para demek tabii. Geçen sezon hatırlıyorum. 11 futbolcu sahada 7 oyuncu yedek kulübesindeydi. Bunların 3′ü yabancıydı. Galatasaray yabancı oyuncu alıyorsa bençte oturtmamalıdır.”
- Geçtiğimiz sezon Galatasaray’ın deneyimli hocası Feldkamp ‘yaşlı’ olduğu gerekçesiyle eleştirilirken, bugün aynı durum Fenerbahçe için söz konusu… ‘Yaş mevzuu’nu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Genç hocaları severim, dinozorlardan iyidir. Aragones ya da başka amcalar olsun, onlar bilge adam olmalılar. Antrenörlük yapmasınlar artık… Fenerbahçe için Aragones doğru bir tercih değil. Daha dinamik daha hırslı genç isimler lazım. Futbolcular hocalarını sevmek zorunda değilller ama saymak durumundalar. Bu şu kriterlere bağlı. Genel gorüş ya ‘iyi futbolcuydu, iyi antrenördü’ ya da, ‘Hem iyi topçuydu hem de iyi antrenördü’ gibi. Gerets’i oyunculardan hepsi sevmezdi ama, oyuncuların hepsi onu sayardı.”
“YETKİLİ BEN OLSAYDIM, EMRE’Yİ ALMAZDIM”
- Emre Belözoğlu Galatasaray’da yetişmiş bir isim. Galatasaray ile de özdeşleşmiş. Hal böyleyken Emre, Fenerbahçe’yi tercih etti. Son dönemdeki Emre’yi ve transferini nasıl değerlendiriyorsunuz?..
“Bu tür konulara ılımlı yaklaşmakta fayda vardır. Artık bu çocukların oyuna profesyonel yaklaşmaları lazım. Bu durum Rüştü’de de yaşandı. Mesela Fenerbahçe ile bütünleşmişken Beşiktaş’a geçti. Takım arasında artık bunlar tabu olmaktan çıkmalı. Birbirlerinden antrenör dahi transfer etmeliler. Ama olayın öncesine dönersek, ben aslında Emre’yi Newcastle’dan Galatasaray’a almazdım. Son 4-5 senedir artık sürekliliği olmayan bir oyuncu. Çok sık sakatlanıyor. 4.5 milyon pound bonservisine, 3.5 milyon Euro da kendine fazla bir meblağ. Böyle rakamlar yok. Açık söylüyorum, ben almazdım. Geçen sene 68 maçta Emre 11 kez oynamış. Ben o dönem Galatasaray’daydım, Okan ve Emre’nin gidişi zaten hiç centilmence değildi. Daha fazla detaya girmek istemiyorum.”

- Aziz Yıldırım’ın da açıklama sırasında Emre’nin yanında olması konusunda ne düşünüyorsunuz?
“Bunlar olumlu hareketler. Oyuncusunu sahiplenmektir. Hatırlarsınız Emre 1999′da talihsiz bir trafik kazası yapmıştı. Bunun üzerine Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde Fenerbahçe tribünlerinde birtakım Fenerbahçeliler ‘Katil Emre’ diye pankart açtı. Bunlar unutulmadı tabii. Aziz Yıldırım da bunun gibi tatsız olayların önünü almak için taraftarından gelebilecek olumsuz tepkileri önlemek adına açıklama sırasında Emre’nin yanındaydı. Şık bir hareketti.”
- Halef selep olduğunuz Adnan Sezgin’in Galatasaray’daki çalışma sistemini nasıl değerlendiriliyorsunuz?
“Adnan Sezgin çok yetkili. Başkan yetkisiyle çalışıyor. Bence Galatasaray’da yapılan operasyonların yüzde 99′unu bizzat Adnan Sezgin yapıyor. Necati sebebi bilinmeyen bir şekilde kenara atılmışsa bunun sorumlusu Adnan Sezgin’dir. Bunun kararını Andan Polat vermez…”
- Neden? Çok iddialı sözler bunlar…
“Çünkü, Adnan Polat, Adnan Sezgin kadar içinde değil. Adnan Sezgin empoze ediyordur Polat’a. Çünkü, Sezgin Florya’da yaşıyor. Bir ordu savaşa gidip kaybediyorsa, general tabii ki sorumludur, ama birinci sorumlu başbakandır. Çünkü kaybeden ülkedir. Başbakan buna da hesabı sorar. Galatasaray büyük kayıplara uğrarsa tabi ki Adnan Polat eleştirilir. Ama şu anda bütün kararları Adnan Sezgin veriyor.”
“CAMİA FATURAYI SEZGİN’E DEĞİL, POLAT’A ÇIKARIR”
- Adnan Polat yıllara Futbol Şube Sorumluluğu’nu yürüttü. Bir dönem uzak kaldı. Acaba o nedenle mi Adnan Sezgin’e bu kadar yetki verdi?
Adnan Sezgin 1994′te idare menajer olarak kulübe getirildi. Dostlukları başladı. Faruk Süren geldiğinde Adnan Sezgin ayrıldı, İstanbulspor’a gitti. Bu kadar yetki verildiğine göre hesap da sormalısınız.”
- Sorulmuyor mu sizce?
“Fikrim yok.”

- İlerleyen haftalarda bunu da öğreniriz…
“Çünkü, yetkiyle birlikte sorumluluk da başlar. Sorumluluk olmadan yetki olmaz. Ama camia bu faturayı Adnan Sezgin’e çıkarmaz. Yönetime, dolayısıyla Başkan’a çıkar. Bizdeki sistem yanlış. Siz Manchester United’ın başkanını tanıyor musunuz?.. Arsenal kulübünün bir başkanı var, Peter Hill-Wood. Görevi, halka açık şirketin bütçesini yapmak, kendisine ve külübe para kazandıran adamları göreve getirmek, yetki vermek. Bütçelerini tutturamadıklarında da görevlerine son vermek. Arsenal’de kimi tanıyorsunuz? Arsene Wenger…. Manchester United’dan kimi tanırsınız? Sir Alex Ferguson… Patron o… Başkanı yok mu bu kulüplerin? Var tabi, ama başkanın asıl vazifesi ‘Ahmet’i mi alalım, Mehmet’i mi gönderelim’ değildir.
***
Kendine has görüşleriyle, sözü sakınmadan sarfeden tavrıyla farklı detaylara temas ediyor Bülent Tulun.
Belki de hepimizin evimizde, arkadaş sohbetlerinde konuştuğumuz şeyleri rahatlıkla ifade ediyor.
Hani, ‘Bilmek ayrı, dillendirmek ayrıdır’ sözü vardır ya…
İnanın şu an kulaklarımda çınlıyor.
Ama Bülent Tulun’un da bu sözleri çeşitli noktalardan yankı bulacakmış gibi görünüyor bana.
Elçiye zeval olmaz…
Röportaj: Saadet ÖZCAN





















